SD - 2016 Atriyal fibrilasyon (AF), toplumda karşılaşılan en sık sürekli aritmidir. 40 yaş ve üzerindeki her 4 kişiden birinde yaşamı boyunca AF gelişme riski vardır. Bu olasılık yaşlanmayla birlikte daha da artmaktadır. Üstelik AF olan hastaların en temel kalıcı sorunu olan felç olasılığı da yaşla birlikte katlanarak artmaktadır. Atriyal fibrilasyon, yaşam süresinin zamanla uzadığı düşünüldüğünde giderek oldukça fazla sayıda hastayı etkiyecek bir ritm bozukluğudur. Hiçbir yakınmaya neden olmayabileceği gibi, hastanın hayat kalitesini bozabilir. Daha da önemlisi, uzun dönemde kalp yetersizliği riskini ve sakat bırakıcı felç riskini artıtır, hastanın yaşam süresinde kısalmaya neden olur. Hastalığın belirtilerinin ortaya çıkması ve tanının konmasıyla birlikte, atriyal fibrilasyona maruz kalmış kişinin belli başlı ilaçları kullanması ve belli peryotlarla hastaneye başvurması gerekir. Hastaneye başvuru çoğu zaman günün belirsiz saatlerinde acile başvuru şeklinde olabilir. Atriyal fibrilasyon teşhisi almış hastaların hiçbir şikayeti olmayabileceği unutulmamalıdır. Bu hastalardan bir kısmının ritm veya kan sulandırıcı ilaç kullanması gerekmeyebilir. Özellikle felçten korunmak amacıyla kan sulandırıcı ilaç gereksinimi ve türü konusunda hastanın doktoru tarafından bilgilendirilmesi, fayda – zarar hesabı yapıldıktan sonra uygun plan yapılmalıdır. Hastalara tarafından unutulmaması gereken en önemli durumlardan biri; felç riski nedeniyle eğer kan sulandırıcı ilaca başlanmış ise, bunun planlanan düzen içinde genellikle ömür boyu devam etmesi gereksinimidir. Atriyal fibrilasyonun gelişmesi durumunda, maruz kalan hastaların mutlaka yaşam kalitesinde bozulma, felç veya kalp yetersizliği gerçekleşecek anlamına gelmez. Hastalığın değerlendirmesi ve oluşturduğu sonuçlar göz önüne alınarak planlanmış ilaç - yaşam şekli değişikliği ve takip düzeninin içeren mantıklı bir yol haritasıyla, AF olan bir birey aktif iş, gündelik hayat, seyahat ve belli bazı spor aktivitelerini değiştirmeden devam ettirebilir. Atriyal Fibrilasyonun Önemi